Bir kadın ve bir sonbahar akşamı, deniz takıntılı. otoyol kenarındaki evinde açık camlarından gelen araba seslerini dalga sesi olarak hayal edermiş, giyinmiş en uzunu olan renkli eteğini, eteği kadar renkli olamadığını düşünmüş. hayali dalga seslerine eşlik etsin diye açmış bir şarkı bir şarkı ki hüzne boğan, bir kadın ki o şarkıda gece ile boğulan… çenesi uyuşuyor, gözleri yaşarıyor, yalnızlık artık beyninin içinde dönüp duran piyano sesi.
Öyle bir kadın ki bazı günler hüznünü giydirir, süsler en sevdiği parfümü sıkar alır koynuna uyur. Ama Bugün günlerin nasıl çabuk geçtiğini anladı ve geçmişini düşündü.. hayat çok hızlı geliyordu ona, aslında kendisi çok yavaştı hayat’a…
kafasını buz dolu derin bir kabın içine sokmak istiyordu, sokmak ve beyninini uyuşturmak düşünmek istemiyordu çünkü düşündükçe vucudunda Meth kullanmışcasına derin yaralar açıyordu. bir başkasının açtığı bu yaraları bütün vucuduna yayıyordu.
Günlerden bir gün, yağmurda yürümüştü bütün caddeyi bir aşağı bir yukarı, bir apartman girişinde oturup kalabalık semtin kalabalık insanlarıyla kedilerinin diyaloglarını izlemiş ufak bir tebessüm oluşmuştu, kendisine aşık olduğunu sanan bir adamla görüşmüştü, gülmüştü, gülüşmüştü… sonra bıraktı semti. kalabalığı, yağmuru ve kedileriyle… herşey uçup gitmişti aklından. sadece, bir kaç saat sahte mutluluk orgarzmları yaşamıştı, güne bile sığdıramamıştı.. eve döndüğünde mutluluğun yerini gri bir hüzün kaplamış, doldurmuş, boğmuştu.. Mutluluk denen o kırık beyaz elbiseyi kendine yakıştıramamıştı, göğüs kafesini sıkmıştı, terzi bir şey yapamazdı,göğsünün sol tarafındaki kırıkları terzi nasıl yok edecekti…
B.K







